28 Kasım 2014 Cuma

Oradaydım: Bursa İnsan Kaynakları ve İstihdam Buluşması


Bursa Merinos Atatürk Kültür Merkezi bugünlerde iş arayanlar, iş verenler ve tabii ki İnsan Kaynakları çalışanlarına ev sahipliği yapıyor. Firma standları, söyleşiler, eğitimler, firma sunumları ile dopdolu bir etkinlik olmuş. Üstelik tüm halkın katılımına açık ve ücretsiz. Bursa Valiliği, Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Kent Konseyi, Bursa Çalışma ve İş Kurumu ve Bursa Ticaret ve Sanayi Odasının katkılarıyla düzenlenen etkinlikte emeği geçen herkesi kutluyorum. Tek eleştirim internet ortamında etkinliğin daha yaygın ve düzenli duyurulabileceği yönünde. Nitekim etkinlik programının şöyle düzgün indirilebilir bir formatına (pdf gibi) bir türlü ulaşamadım, ulaşabilen varsa uyarsın lütfen.

Etkinlik 27-28-29.11.2014 tarihlerinde 10.00-18.00 arası sürecek. Anlayacağınız hala katılmadıysanız yarın son gün. Katılma şansı bulunanların kaçırmamalarını öneririm.

30 Ekim 2014 Perşembe

Plaza Dili ve Edebiyatı ve Çok Daha Fazlası...

Güldür Güldür'ün "Plazada Toplantı" skeci son günlerde çok konuşuldu, sosyal ağlarda çok paylaşıldı, iş yerlerinde çok izlendi. Skeç komik olduğu kadar eleştireldi de. Öncelikle "plaza"larda ya da bilumum iş yerlerinde kullanılan dili çok güzel yansıtıyordu. Okuldayken daha Türkçe kelimelere gösterdiğim özeni hatırlıyorum da, bugün "meeting requestler" gönderip raporlar "check" ederken, ne yapıyoruz biz diye sormaktan kendimi alamıyorum. Skeçte işyerlerinde Türkçenin yozlaştırılmasının yanı sıra, içeriği belli olmayan toplantılar, bulunduğu pozisyonun anlamını bilmeyen, sattıkları ürünle herhangi bir bağı olmayan çalışanlar, personeller arası maaş farkları, asıl işten bir haber olan yöneticiler de ele alınmıştı. Özellikle finali çok hoşuma gitti, sanırım hangi sektörün hangi bölümünde olursak olalım, ana işi bilmeye ve öğrenmeye devam etmemiz gerekiyor.

"Haydi herkes et kesmeye!..."

Hala skeci izlememiş olanlar varsa videoyu aşağıda bulabilirler.




28 Ekim 2014 Salı

İnsan Kaynakları Ne İş Yapar?

Bir sokak röportajında "İnsan Kaynakları Ne İş Yapar" diye sormuşlar ki, cevaplar evlere şenlik :)



Güzelim yurdumda İnsan Kaynakları alanında çalışan kişilerin iş tanımları çeşitlilik gösterse de, Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından kabul edilen Ulusal Meslek Standardı'na göre örneğin İnsan Kaynakları Uzmanı, bir kuruluşun işe alım, eğitim, kariyer ve yetenek yönetimi, performans yönetimi, ücret ve yan haklar, organizasyonel gelişim ile ilgili insan kaynakları süreçlerinin kurulmasına ve prosedürlerinin hazırlanmasına destek veren; bu süreçleri kuruluş İK politikalarına göre yürüten nitelikli kişidir.

17 Ekim 2014 Cuma

Superwoman Sendromuna Nasıl Aday Oldum?


Hayat akıp giderken, son zamanlarda iyiden iyiye fark ettim ki sürekli koşturuyorum. Evlenip şehir değiştirdiğimden ve bu dönemde hayat bizi pek çok sınavla sınadığından toparlanmak için çaba gösterdiğim de doğrudur. Bir yandan  yeni şehrimde iş görüşmelerine gitmeye başlarken, bir yandan da ev sorumluluğunu almış buldum kendimi. Yeni bir çevre, yeni ilişkiler bir yanda dursun, sürekli öğrenmeden duramadığımdan, ingilizce seviyem iyi olduğu halde daha da geliştirmek için ingilizce kursuna yazıldım. İnsan kaynaklarına dair bir şeyler okumasam, araştırmasam boş buluyorum kendimi. Blog yazamadığım zamanlar suçluluk hissediyorum. Anlayacağınız iş arayışında ve nispeten rahat olmam gerekirken bile bir türlü yok, olamıyorum. 

Bu koşturmacanın kendisi bile kafamı kurcalıyor ve içimdeki ses soruyor:

"Superwoman Sendromuna Nasıl Aday Oldum?"

İlk okula giderken ilk dördümü aldığımda ağlamışım. Hatırlıyorum da, o zamana kadar hep beş-pekiyi aldığımdan dördü zayıf bir not sanmıştım. Okul hayatımda hep kendimi aşmaya çalıştım. Üniversite yetmedi yüksek lisans yaptım, hep daha fazla bilgi için. Çalışırken işimi gelişigüzel yaptığım olmadı hiç, hep en iyisini hedefledim. Boş durmayı hiç sevmedim, bir işi yapar yapmaz bir sonrakine geçtim. Son zamanlarda evimde de dört döndüğümü fark ettim. Ama bir dakika dostlar, bir de çalışınca bu gidişe bir dur demek gerekecek.

Aslında bu durumdan pek çok kadın muzdarip.  Kadın iyi eş, evlat, anne, öğrenci, iş kadını, arkadaş vb. olmak zorunda. Üstelik çalışıyorsa iş aile yaşam dengesini kurmak durumunda. Önlem için yapılabilecek pek çok şey sayılabilir belki ama bence en önemlisi:

Kendimize zaman ayırmalıyız ve biraz akışına bırakmayı öğrenmeliyiz tüm süper kadınlar ve süper kadın adayları, gerisi boş!


3 Eylül 2014 Çarşamba

O İş Görüşmesine Neden Gitmedim?

Yıllar önceydi. Lisansüstü eğitimimi tamamlamak üzereydim ve tam zamanlı bir İnsan Kaynakları çalışanı olmak için sabırsızlanıyordum. Tam da o sıralarda bir kozmetik firması tarafından iş görüşmesine davet edildim. Ancak görüşmeye (yine de pozisyondan çekildiğim bilgisini vererek) gitmedim. Neden mi?

Telefon görüşmesi yaptığım bayandan gerçekten korkunç bir davet maili aldım. Hani abartılı bir yanlış mülakat daveti vakası oluşturmak isteseniz kullanabileceğiniz türden bir mail...

Bir kere "To" kısmında benimle birlikte dört kişinin daha mail adresi yazılıydı. Adres telefon bilgilerine fazlasıyla dikkat çekilmek istenmiş olacak ki (!) bu kısımlar hem koyu renkle HEM BÜYÜK HARFLE
 hem de altı çizili biçimde yazılmıştı. Üstelik adreste bazı yer isimler kırmızıya boyanmıştı. Yazım hataları ile dolu bu mailde görüşme saati ya da görüşülecek kişi bilgileri de yer almıyordu, ki yer alsa bu toplu bir mail olamazdı.

Sonradan bir arkadaşımın da aynı yerden görüşmeye davet edildiğini, neredeyse şehir dışında olan iş yerini bulmakta çok zorlandığını, yaklaşık bir saat kolilerin ortasında bekletildikten sonra görüşmeyi yapan kişi tarafından sık sık terslendiği bir mülakat (!) geçirdiğini öğrendim. 


Bugün olsa yine bu firmaya görüşmeye gitmem, zaten zaman geçtikçe daha da seçici oluyor insan. İnsan Kaynakları bu kadar basit bir iş değil ve olmamalı da. Attığınız bir mail, görüştüğünüz bir insan sadece İnsan Kaynağınızın ve adaylarınızın kalitesini değil, ürünlerinize ve firmanıza bakış açısını da etkiliyor. İnsan Kaynakları İşveren Marka İmajınızı rezil de vezir de edebiliyor.

21 Ağustos 2014 Perşembe

Beş Yıl Sonra Kendinizi Nerede Görüyorsunuz?

Klasik mülakat sorusudur bilirim, 1,3,5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz? Kararlı olmak, ne istediğini bilmek, hedefler falan güzel de, şu değişken dünyada beş yıl sonra nerede olacağını bilmek her zaman mümkün mü? Aslolan sevdiğimiz işi yaparken değişime ayak uydurmak değil mi?

Jim Bright'ın kariyerde kaos teorisine selam olsun...


31 Temmuz 2014 Perşembe

18 Haziran 2014 Çarşamba

İş Bulmanızı Sağlayacak Beceriler

Şu sıralar fırsat buldukça Coursera’nın kurslarından Enhance Your Career and Employability Skills’e katılıyorum. Kursu mesleğimle ilgili olmasının yanısıra hali hazırda kariyerimde bir geçiş döneminde olduğumu hissettiğim için de oldukça faydalı buldum.

 6 hafta süren programın ikinci haftasında “Employability Skills” denilen istihdam edilmeyi kolaylaştıran becerilerden bahsediliyordu. Alıştırmalardan birinde bu becerilere ve tanımlarına yer verilmiş ve kendinizi bu beceriler açısından sorgulamanız isteniyor.

·         Hangi becerilerde iyisiniz?

·         Neleri çabuk öğrenirsiniz?

·         Okulda ya da üniversitede neleri yapmak size kolay gelirdi?

·         Neler size enerji verir?

·         Başarılı olduğunuz bir günü anlatın.

·         Ne zaman gerçekten gurur duyduğunuz bir başarı elde ettiniz?

Örnek listeden güçlü yönlerinizi tanımladığını düşündüğünüz beş beceri seçin:

 

Uyumluluk

Tavsiyede bulunma

Savunuculuk

Atiklik

Detaylara dikkat etmek&kontrolcülük

Meydan okuyuculuk

Karşılaştırma ve Sınıflandırma

İşi sonuçlandırmak

Kavramsallaştırma & teorileştirme

Standartlaştırma

Veri toplama ve biriktirme

Karar alma

Başkalarını geliştirme

El becerisi

Yönlendirme ve delege etme

Eğlendirme

Değerlendirme ve önceliklendirme

Açıklama

Öngörme ve tahmin etme

Hedef koyma

Fikir üretme

Bilgilendirme

İnisiyatif alma

Inovatif olma

Öğrenme kabiliyeti

Dinleme ve soru sorma

Mekanik beceriler

Gözlemleme ve değerlendirme

Motive etme

Müzakere ve çatışma

Sözel ve sayısal muhakeme

Gözlemleme

Azim

İkna etme

Planlama

Topluluk önünde konuşma

Hızlı düşünme

Hatırlama ve hafıza

Esneklik

Kaynakları elde etme ve önceliklendirme

Duyarlılık ve empati

Sosyal etkileşim

Uzay bilgisi

Zaman yönetimi

Yazma becerisi

Sanırım benim ilk beşim; uyumluluk, azim, kavramsallaştırma & teorileştirme, sözel ve sayısal muhakeme, duyarlılık ve empati ile yazma becerisi olurdu. Nasıl 6 mı oldu, e bu da kendime torpilim olsun :)

Hiç düşündünüz mü, sizin istihdam edilmenizi sağlayan beş beceriniz (Employability Skills) neler?

30 Mayıs 2014 Cuma

Düğün Hazırlığı ve Proje Yönetimi


Bir süredir bloguma istediğim sıklıkta yazamadım. Yakınlarım bilir, son dönemde pek çok değişiklik yaşadım. Evlilik hazırlıkları ile geçen düğün telaşı – ki bu sürece beklenmedik pek çok olay eşlik etti-, ardından balayı, benim için şehir değişikliği, mecburen İş yerimden ayrılışım, yeni bir düzen, hatta birkaç gün önce kutladığım doğum günüm… Mayıs ayı hep benim ayım olmuştur zaten. Tekrar yazmaya dönerken şu aralar en iyi bildiğim konu ile döneyim dedim, yani düğün hazırlıkları ile J Hayır hayır çeyiz nasıl düzülür anlatmayacağım, bu konuda pek çok blog var, benim asıl ilgimi çeken ise evlilik hazırlık süreci ile iş hayatında bir projeyi yönetme sürecinin nasıl benzeştiği.

Bir kere düğün hazırlığında da yürüteceğiniz bir projede de başarının ilk şartı planlama. Evlilik hazırlığının her anında plan yapmak zorunda kalacaksınız. Kaynaklarınızı, olası riskleri, fırsat ve tehditlerinizi gözden geçirmek durumundasınız. Bazen finansal kaynakları akıllıca yönetmeye çalışacak, bazen hesap edemez duruma geleceksiniz. İletişim ve insan yönetimi bu süreçte de önemli olacak, kendinizi, müstakbel eşinizi, iki tarafın ailelerini ve yakınlarını, hatta tüm paydaşlarınızıJ iyi ilişkiler içerisinde yönetmeniz gerekecek. Buna paralel olarak ikna yeteneğinizi kullanmanızın gerekmesi kaçınılmaz, yeri gelecek Kapalı Çarşıdaki tedarikçiniz ile bile müzakereye gireceksiniz. Takım çalışması ve güçlü bir ekibinizin olması ise bu zorlu süreçte işinizi kolaylaştıracak, işbirliği içerisindeki size yardıma hazır insanlar, eliniz kolunuz olacaklar. Zaman zaman bir liderlik edenin olması, kararlarınızın hızını artıracak. Beklenmedik durumlarla karşılaşmanız ise kaçınılmaz, stres yönetimi, zaman yönetimi hat safhada olacak. Bir yandan çalışıyorsanız iş aile dengesini kurmaya çabalayacaksınız.
de de başarının ilk şartı

Ve işte bütün bunları atlatıp projenizi başarabilirseniz, artık düğününüzde halay çekebilirsiniz. Ancak unutmayın ki iş hayatında da, diğer yaşam alanlarında da projeler hiç bitmezJ

19 Mayıs 2014 Pazartesi

Kalbimiz Somada..

Bu 19 Mayıs, bayrama yakışmayacak kadar acımız var ne yazık ki. Bir İnsan Kaynakları Gönüllüsü olarak üzüntüm derin, lakin yapılması gereken çok şey var.


13 Nisan 2014 Pazar

Amaç-Eliyahu M.Goldratt ve Jeff Cox

Bir süredir öyle bir koşuşturmacanın içindeyim ki, ne kadar istesem de bloguma yazamaz oldum. Amaç’ı da okuduğumda taze taze yorumlarımı yazacaktım ama ancak fırsat bulabiliyorum. Neyse, önümüzdeki dönemde telafi ederim J

Üretim sektörüne çok da yabancı olmayan bir İnsan Kaynakları gönüllüsü olarak Amaç’ı okumak benim için yalnızca öğretici değil keyifliydi de. İşte kitabın içinden altı çizili satırlar…

“Şirket para kazanmıyorsa, ne olurdu? Ürün üretip satarak, servis sözleşmeleri imzalayarak, bazı varlıklarını satarak ya da başka bir şekilde para kazanamıyorsa, şirket batardı. İşlevsizleşirdi. Amaç para olmalıydı. Onun yerini hiçbir şey alamazdı. Her neyse, varsaymam gereken şey buydu.”

“Eğer bir şirket para kazanmak istiyorsa, ürünün değeri - bizim ona biçtiğimiz fiyat- sattığımız birim başına stoklara yaptığımız yatırımlar toplamı işletme giderleri toplamından daha fazla olmalıdır.”


“Ne kadar az hata yaparsanız, düzeltmek için o kadar az çalışmak zorunda kalırsınız, bu da daha düşük maliyete götürür.”

“Kısıtlar teorisinin adımları:
·         Sistemin darboğazlarını sapta.
·         Darboğazları nasıl kullanacağına karar ver.
·         Her şeyi yukarıdaki karara tabi kıl.
·         Sistemin darboğazlarının verimliliğin arttır.
·         Bir önceki adımlardan herhangi birisinde bir darboğaz oluşursa yeniden birinci adıma dön.”

“Bir yönetici şu sorulara cevap veremez ise ona yönetici denebilir mi? Neyi Değiştireceğiz? Ne ile Değiştireceğiz? Değişimi nasıl Gerçekleştireceğiz?


Keyifli okumalar…

10 Mart 2014 Pazartesi

Benim Güzel Açık Ofisim!

Çalan telefonlar, oradan oraya koşuşan insanlar, yüksek sesli telefon görüşmeleri, çalışan faks makinesinin sesi, evde sorunlar yaşayan çalışma arkadaşının başına doluşan kalabalık, yayılan söylentiler, havasız diye söylenerek açılan pencere, odanın diğer tarafından soğuk oldu diye bağıranlar. Bütün bunlar size tanıdık geliyorsa, muhtemelen bir açık ofis çalışanısınız:)

Ne gariptir ki, evlerimizde artık daha az kişi ile yaşarken ve birbirimize daha uzakken, iş yerlerimizde açık ofislere doğru bir gidişat söz konusu. Eskiden kalabalık aileler bir göz odada yaşarken, şimdi bebeklikten itibaren ayrı odalarımız, sınırlarımız var. Fiziksel olarak bir arada olduğumuzda da aslında yakınımızdakinden çok sosyal ağlardaki uluslararası “connection”larımızla birlikteyiz ya, o ayrı.

Peki açık ofisler neden bu kadar popüler oldu? Bir kere çoğu şirket için daha ekonomik. Ayrı ayrı odalar ayrı ayrı maliyetler demek. Hem alan kullanımı, hem de elektrik, ısınma gibi ortak giderler açısından açık ofis maliyet avantajı sağlıyor. Öte yandan işbirliğini kolaylaştırdığı, reklam ajansları, pazarlama ajansları gibi yaratıcılık gerektiren işlerde kolaylık sağladığı varsayılıyor. Bireyler birbiriyle iletişim kurmak için bir birimden diğerine gitmek zorunda bile değil çoğu kez. Bu sayede hem çalışanların birbirine, hem de yöneticilerin çalışanlarla daha kolay iletişim kurabildiği düşünülüyor.

Öte yandan, açık ofisin en büyük nimeti de külfeti de sağladığı “yoğun etkileşim alanı”. Açık ofislerde birinin sorunu herkesin sorunu olabiliyor, hatta birinin uykusu gelip esnese herkese yayılabiliyorJ Bu yüzden de bazen ortak paydada buluşmak zorlaşıyor. Başkalarının yaşamına ekstra özen göstermek ve empati kurmak gerekiyor. Özellikle gizliliğin önemli olduğu sektör ve mesleklerde kapalı ofisleri tercih etmek daha uygun olabiliyor.

Kuşkusuz içerisinde bulunan sektörün, yapılan işin, hatta çalışanların demografik ve kişisel özelliklerinin ideal çalışma ortamına etkisi var. Kimi çalışanlar yerinde duramaz, kapalı alana dayanamaz, yoğun iletişim ihtiyacı duyarken, kimileri de gürültüde konsantre olup verimli sonuçlar üretemiyor. Ne tarafından bakarsak bakalım, çalışma ortamımız verimliliğimizi, performansımızı, motivasyonumuzu etkileyen bir faktör olup çıkıyor.

25 Şubat 2014 Salı

Samsung, Hayalinin Peşinden Gidenleri Arıyor

Samsung,dünya çapında ses getiren “Hayalinin Peşinden Git” kampanyası ile  tutkusunun peşinden koşanları başvuruya davet ediyor.

İstanbul, 07 Şubat 2014 - Samsung Electronics, tüm dünyada hayallerini ve tutkularını hayata geçirmek için teknolojiyi kullanan insanların sahip oldukları potansiyeli keşfetmeyi, paylaşmayı ve desteklemeyi hedefleyen “Hayalinin Peşinden Git” kampanyasını Türkiye’de başlattı. Başarılı mesleki kariyerleriyle tanınan ünlü mentorların da, başvuranlara fikir önderliği yapacağı kampanyaya başvuru için  www.hayalininpesindengit.com adresi ziyaret edilebilir. Kampanyaya başvurular 28 Şubat 2014 tarihine kadar devam ediyor.

“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasının kazananları, Samsung ve mentor desteğiyle potansiyellerini açığa çıkararak, hayallerini gerçeğe dönüştürme fırsatını yakalıyor.

Her gün, heyecan verici şeyler yapmak için Samsung ürünlerini kullanan insanlardan ilham alan kampanya; tutkulu kullanıcıları hayallerini ve fikirlerini paylaşmaya davet ediyor. Fotoğrafçılık, mutfak sanatları, spor ve girişimcilik alanlarında başvuruların kabul edildiği kampanyanın kazananları  projelerini hayata geçirme evresinde Samsung’un teknoloji desteğinin yanı sıra, aralarında Fotoğrafçı ve eğitmen Muammer Yanmaz, Kantin’in sahibi ve şefi Şemsa Denizsel, Spor spikeri ve yazarı Caner Eler ve B-Fit’in kurucu ortağı, girişimci ve Schwab Vakfı tarafından “2013 Yılının Sosyal Girişimcisi” seçilen Bedriye Hülya’nın da bulunduğu mentorlerin tecrübelerinden faydalanma fırsatı da bulacak.    

Samsung Electronics Türkiye Başkanı Yoonie Joung projeyle ilgili olarak;  “Samsung olarak teknolojinin, hayal gücüyle bir araya geldiğinde insanların hayatına anlam kazandırdığına inanıyoruz. Dünyanın dört bir yanında insanlar, Samsung teknolojisini kullanarak farklı ve yenilikçi başarılara imza atıyor. Ortaya çıkan hikayelerin yarattığı ilham doğrultusunda geliştirdiğimiz “Hayalinin Peşinden Git”  kampanyasını Türkiye’de hayata geçirmekten mutluluk duyuyoruz. Diliyoruz ki bu proje ile, Türkiye’deki tüketicilerimizin sadece kişisel tutkularını keşfetmelerine değil, aynı zamanda dünya üzerindeki diğer tüketicilere de ilham vermelerine yardımcı olacağız” dedi.

Katılım koşulları

“Hayalinin Peşinden Git” kampanyasına  www.hayalininpesindengit.com adresinden ya da Samsung Türkiye Facebook sayfasındaki “Launching People” uygulamasından başvurmak mümkün. Başvurular, 28 Şubat 2014 tarihine kadar gerçekleştirilebilecek.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

21 Ocak 2014 Salı

Çalış Çalış..Madalya Mı Takacaklar?

Peki ya taksalardı? 

Başarılarınız gerçekten bir madalya, bir çift olumlu geri bildirim sözü ya da tam zamanında ve size özel bir ödül ile karşılık bulsaydı, bu durum ruhsal durumunuzu, çalışma performansınızı ve işe bağlılığınızı nasıl etkilerdi?

Oysa kültürümüzde “madalya mı takacaklar” diye bir deyimimiz vardır ancak “recognition” kelimesini ancak “tanınma” olarak çevirebiliriz, ki anlamını ne kadar karşılar, emin değilim. İş yerlerimizde biri bir hata yaparsa, herkes duyar, ama bırakın küçük başarıları, büyüklerini bile duyurmak pek âdetimiz değildir. Yöneticilere ise çoğu zaman ödüllendirmek, takdir etmek zor ya da gereksiz gelir, kimi yöneticiler ise bunu zaten yaptığını düşünürken, nasıl oluyorsa(!) çalışanları aynı fikirde değildir.

Havuç İlkesi isimli kitapta, temelde dört tür takdir yönteminden bahsediliyor:

·         Gün gün takdir: Dostça sırta vurmalar, el yazısı notlar, ekip yemekleri, herkesin önünde verilen ödül sertifikaları, teşekkür hediyeleri, düzenli övgüler vb.
·         Mükemmel performans takdiri: Şirket değerlerini, hedeflerini destekleyen önemli (satış hedeflerinin gerçekleşmesi, yenilikçi bir fikrin uygulamaya konması vb.) başarıları ödüllendirmek
·         Kariyer takdiri: İşe giriş takdirinin yıl dönümlerinde hazırlanan programlar
·         Kutlama olayları: Kilit bir projenin başarılı bir şekilde tamamlanması, rekor sonuçlara ulaşılması, şirket yıl dönümleri ya da yeni bir ürünün sürülmesi vb.



Kuşkusuz bütün bu başarıları yakalamak, bunu yaparken hak geçirmemek, kişiye özel, yerinde, dengeli, yaratıcı olmak kolay değil. İnsan kaynaklarına, yöneticileri ödüllendirmede desteklemek konusunda büyük görev düşüyor.

İşte ilham verici birkaç internet sitesi:

Umarım yakında işyerlerimizde, yöneticilere çalışanlarını takdir etmede yardımcı olan, hiçbir kutlama fırsatını kaçırmamızı sağlayan “takdir ve ödüllendirme uzmanlarımız” olur, ödüllendirme ve takdir hak ettiği yeri bulur.

18 Ocak 2014 Cumartesi

Havuç İlkesi-Adrian Gostick, Chester Elton

 “Bazı tahminler, ayrılan bir çalışan maliyetini afallatıcı bir biçimde o kişinin yıllık maaşının %250’sine varan oranlara karşılık getirir…Yazar Fred Reichheld’e göre, çalışanların sadakatinde sadece %5lik bir artış, karı yüzde elliye varan oranlarda artırabilir.”



 Sırf “Havuç İlkesi”nin ilk bölümünden alıntı olan yukarıdaki cümleler bile çalışan bağlılığını artırabilmede etkili olabilecek her şeye dört elle sarılmanın gerekliliğini ortaya koyuyor. Kitap, takdirin iş sonuçlarına etkisini vurgulayarak başlıyor. Gostick ve Elton, liderliğin temel dörtlüsü dedikleri “Hedef Koyma, İletişim, Güven ve Sorumluluk” a takdirin eklenmesiyle mükemmel yönetimin ortaya çıkacağını söylüyor.

Havuç ilkesi”nde sadece takdirin öneminden bahsedilmiyor. Kitapta aynı zamanda çalışan memnuniyeti ile bağlılığı arasındaki farklar, bir havuç kültürünün nasıl oluşturulabileceği, takdir türleri ve olmazsa olmazları, yöneticilerin takdir etmemelerinin nedenleri, yeni takdir fikirleri gibi konular da yer alıyor.

Kitap beni takdir ve tanınma konusunda düşünmeye sevk etti. Özellikle takdir yöntemleri, takdir etmenin incelikleri ve yaratıcı takdir fikirleri üzerine daha çok kafa yormamız gerektiğini düşünüyorum. Bu da gelecek yazımın konusu olsun J


Bol takdirli günler dilerim.

9 Ocak 2014 Perşembe

Sıradışı Liderlik'e Var Mısınız?

CBE Academica olarak Joe Folkman'ı misafir etmenin heyecanını yaşıyoruz. Aralarında Steve Jobs'un da bulunduğu pek çok lidere liderlik yolculuğunda eşlik eden Zenger Folkman'ın kurucu ortağı, örgütsel psikolog Joe Folkman, 22.Ocak.2014'te Sıradışı Liderlik konferansında "Liderlik Fark Yaratır Mı?", "Dürüstlük ve Liderlik İlişkisi" konularını işleyecek.

Konferansta farklı sektörlerden yöneticiler konuşmacı olarak bizlerle liderlik yolculuklarındaki deneyimlerini paylaşacaklar.

Detaylı bilgi ve kayıt için, görselde yer alan iletişim bilgilerinden faydalanabilirsiniz.