20 Temmuz 2012 Cuma

OTOMOTİV SEKTÖRÜ GENÇ MÜHENDİSLERİNİ ARIYOR!


Bireylerin kariyerine doğru ve güvenli bir başlangıç yapmasını sağlayan SmartPeople, otomotiv sektörünün artan yetkin mühendis ihtiyacına yönelik bütünleşik bir seçme ve yerleştirme projesi geliştirdi. Uygulanmaya yeni başlanan SmartTalent projesi ile sektördeki nitelikli insan kaynağını en uygun pozisyona yerleştirmeyi hedefleyen SmartPeople, diğer seçme ve yerleştirme hizmetlerinden farklı olarak bu program kapsamında işe başlayan mühendisleri sekiz haftalık eğitim ve oryantasyon programına alıyor.

Üniversitelerde verilen teorik eğitimin iş dünyasında yeterli olmadığı görüşlerinin sıkça dile getirildiği günümüzde, teorik ve pratik donanıma sahip gençlerin kariyerleri için en uygun firmaya ulaşmasına imkan sağlayan program, otomotiv başta olmak üzere tüm üretim sektörü için kurtarıcı bir rol oynuyor. Firmalardan gelen mühendis talepleri doğrultusunda oluşturulan programda SmartPeople, aranan pozisyon için gerekli olan kriterleri belirleyip uygun adayları mülakata çağırıyor. Ardından seçilen adayların en uygun firma ve pozisyona yerleşmelerini sağlıyor.

SmartPeople’ın hayata geçirdiği SmarTalent projesinin en büyük farkı ise yerleştirme döneminden sonra verilmeye başlanan oryantasyon eğitimi. Bütünleşik seçme, yerleştirme hizmeti doğrultusunda doğru pozisyonla eşleşen mühendisler özel olarak dizayn edilmiş eğitim ve oryantasyon programı ile haftada bir gün eğitime katılırken, geri kalan günlerde eğitmenler tarafından kendilerine verilen ödev, proje ve vakalarla işyerindeki rutin faaliyetlerini devam ettiriyor.Proje yönetimi, otomotiv sektörü için temel standart bilgisi(ISO/TS 16949, ISO 14001,OHSAS 18001),temel ürün geliştirme teknikleri, yalın üretim teknikleri gibi eğitimleri alan mühendisler, sekiz hafta sonunda başarılı bir iş hayatı için koçluk hizmeti ile desteklenmeye devam ediyor.

Otomotiv sektöründeki şirketlerin Mühendislik, Proje, Üretim, Satın Alma, Kalite, Ar-Ge, Planlama ve Satış pozisyonlarında görev alacak genç mühendislerin gerekli temel bilgi ve beceri ile donatılarak; sektöre, kuruma ve pozisyonuna oryantasyonunu hızlandıracak SmartTalent programına tüm genç mühendisler ve nitelikli çalışan ihtiyacı olan şirketler davetli…

SmartPeople hakkında daha fazla bilgi almak ve kayıt yaptırmak için: 0 (216) 688 36 00-01no’lu telefon aranabilir, www.smartpeople.com.tr web sitesi ziyaret edilebilir.

İlgili ilana SmartPeople Web Sitesii’nden ve Kariyer.net’ten başvurabilirsiniz.

19 Temmuz 2012 Perşembe

BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ: Oscar Pistorius

Oscar Pistorius geçtiğimiz günlerin en çok konuşulan isimlerinden biri oldu, ya da umarım olmuştur. Protez bacakla koşan atletin haberini Eurosport’tan özetleyelim:

 “...Pistorius geçmiş yıllarda koştuğu bir kaç yarışla Olimpiyat barajını aşmış ancak 2012’de yaptığı dereceler Olimpiyat A barajı için yetmemiş ve kelimenin tam anlamıyla onu barajın kıyısından (0,22 saniye kadar) döndürmüştü. Olimpiyat hayalleri geçmişte olduğu gibi yine suya düşmüştü ancak ülkesinin atletizm federasyonu imdadına yetişti. Güney Afrika 4x400 bayrak takımında ve 400 metrede yarışmaya layık bulunan 25 yaşındaki atlet tarihte Olimpiyat’a katılan ilk ampute atlet olma onuruna erişti...”

Neyse ki hayatta böyle engellere rağmen koşan, “azmin zaferi” sözcüğünün örneği olan insanlar hala var. İnsanları hedefe kitlemek ve amaca ulaşmak... ne kadar tanıdık terimler değil mi? Protezin doping sayılıp sayılmayacağı dahil konu hakkında pek çok görüş etrafta uçuşadursun, bir İK gönüllüsü olarak benim kafamda tek bir soru uyandı: 

“Pardon ama siz, motivasyon mu demiştiniz?”

15 Temmuz 2012 Pazar

UNUTMA(MA)NIN KİŞİSEL GELİŞİME ETKİSİ...


Unutmak mı kişisel gelişimimize katkıda bulunur, unutmamak mı?

Hatalarınızı, kırıldıklarınızı, pişmanlıklarınızı unutmak kadar ruhunuzu hafifleten başka bir şey var mı? Geçmişte yaşadıklarınız, okuduklarınız, yazdıklarınız, duyduklarınız bugünü ne kadar etkiliyor, hangileri sizi geliştirirken hangileri kalıplaştırıyor, köreltiyor, acı duymanıza neden oluyor?

İlk gençlik yıllarımdan itibaren ilham aldığım isimlerden biri olan Yaşar Günaçgün’ün bir albüm kapağında şu sözler okunuyor ve aklıma kazınıyor:

“İyiyi tut, kötüyü unut,
Unutarak geliriz, hatırlamakla geçer.”

Öte yandan hayatımıza baktığımızda bizi en çok zorlukların, ders çıkarılmış hataların, acıların büyüttüğünü görüyoruz. Bizi öldürmeyen şey güçlendiriyor. Belki de Sezen yine çok haklı, insanı çözmüş haliyle sinir bozacak derecede doğru söylüyor, acılar şarkılara, hayata, insana değer katıyor.

“Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem, gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir,
Acının insana kattığı değeri bilirim, küsemem.
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir.”

Galiba unutmak ve unutmamak arasında da hayatta pek çok şeyde olduğu gibi anahtar sözcük “denge”. Yanlışlara, acılara saplantılı kalmamak gerekirken; ders çıkarmak, hatalardan, geçmişten, her şey ve herkesten “öğrenmek” gerekiyor.

Bu konuda da son sözü, yine benim çocukluktan gençliğe geçtiğim yıllardan beri başucu yazarlarımdan biri olan Buket Uzuner söylüyor:

“Unutmak, yanlışları tekrarlaması bakımından sakıncalıdır. Aptallar unutur. Unutmak cahilliğe yol açar. Kinciler, unutmaz ve bilgilerini de kendilerini yok edecek yönde harcalar. Akıllılar, unutmayan ama bilgilerini kendileri ve idealleri için olumlu enerjiye çevirebilenlerdir.” 

Bu arada bu yazım da bana Eternal Sunshine of the Spotless Mind filmini hatırlattı...


1 Temmuz 2012 Pazar

BUGÜN STRESE KARŞI NE YAPTIN?


Geçtiğimiz hafta yeni yöneticim Master Eğitmen ve Danışman Sn.Hülya Çağlar’ın Yetkinlik Geliştirme Eğitimine katıldım. Oldukça keyifli ve öğretici geçen eğitimde ele alınan yetkinliklerden biri de, benim de kişisel olarak geliştirmem gerektiğini düşündüğüm stres yönetimiydi. Eğitimden ve çeşitli kaynaklardan yararlanarak stresi yönetmek konusunda yapabileceklerimin bir listesini oluşturdum. Kendi listenizi oluşturup uygulamanız konusunda size de ilham kaynağı olması umuduyla aşağıda strese karşı yapılacaklar listemi iletiyorum.

1.Sağlıklı beslenmek,
2.Bol su içmek,
3.Düzenli egzersiz yapmak,
4.Düzenli ve yeterli uyumak,
4.Doğayla iç içe olmak,
5.Müzik dinlemek,
6.Rahatlatıcı, yormayan türden kitaplar okumak, dergiler karıştırmak,
7.Dans etmek,
8.Nefes kontrolünü öğrenmek,
9.Çocuklarla vakit geçirmek,
10.Oyun oynamak,
11.Mükemmelliyetçilik, aşırı plancılık zincirlerini kırmak,
12. Olumsuz düşünceleri olumlularla değiştirmek,
13.Gülmek,
14.Gerginlik yaratan televizyon programları yerine komedi filmlerini tercih etmek,
15.Pozitif insanlarla beraber olmak,
16.Hayır demeyi öğrenmek.

Siz bugün strese karşı ne yaptınız?

16 Haziran 2012 Cumartesi

DİKKAT! BU BİR TATİL YAZISIDIR...

Yönetim derslerinde “insanları makine olarak gören” anlayışın Klasik Yönetim Yaklaşımında kaldığını okusak da, yönetim birikimli olarak ilerleyen bir sanat ve bilimdir. Yani yeni yaklaşımlar eskileri kökünden söküp atmaz ki yönetim kavramı insanlık tarihi kadar eskidir.

Niyetim yönetim yaklaşımları hakkında ahkâm kesmek değil. Kaldı ki burada böyle tatil keyfi sürerken, köşesine çekilip, elini taşın altına koymadan atıp tutmak da pek benim tarzım sayılmaz. Sadece aşağıdaki karikatürün bu sıcak yaz gününde bana çağrıştırdıklarından dem vurabilirim naçizane.



İşiniz size sonsuz esneklikler tanımıyorsa, pek çoğunuz karikatürdeki çalışanın durumunda kaldığınızı hissetmişsinizdir. Önemli olan ise bunu ne sıklıkla hissettiğinizdir. Belirli zamanlarda alınacak molalar, belirli zamanlarda bitecek işler, haşır haşır neşir olunacak araç gereçler vardır. İnsanları makine olarak görseniz de görmeseniz de bir düzen oluşturmak, planlamak, koordine etmek, işleri yürütmek için makineleşen insanlar işinize bile yarayabilir. Ne de olsa yönetim, birikimli ilerleyen bir süreçtir.

Bütün bu rutin koşuşturmanın içerisinde, sonuçta benzetilse de makine olmayan “insan”, kendisine küçük pencereler arar. Yasal izin haklarını kullanabiliyor olmak çalışana işte bu havadar pencereleri sunar. Kimi alışverişe saldırır, kimi doğadaki huzurun peşine düşer. Kimi eş dost sohbetlerine, eğlencelere, kimi yalnız kalıp kitaplara, müziğe koşar. Ne şekilde olursa olsun, keyifli bir tatil, makineyi şarj etmeye, çalışanı işine daha yüksek enerjiyle döndürmeye yarar.

Tatil fırsatı bulan şanslı çalışanlara keyifli şarjlar, pardon tatiller dilerim:)

8 Haziran 2012 Cuma

Hani Facebook'ta İş Yoktu? İnsankaynaklari.com ile İş Bulmak Artık Çok Kolay!

Yenibiris.com'un yeni uygulaması insankaynaklari.com adaylara Facebook üzerinden profesyonel iş ağı oluşturarak en uygun işi en kısa sürede bulma fırsatı tanıyor!

İnsankaynaklari.com, zaten dahil olduğunuz Facebook’u iş hayatınızda da etkin bir şekilde kullanmanızı sağlayan bir uygulama. İnsankaynaklari.com ile profesyonel iş ağınız genişlerken, ağdaki tüm iş ilanlarına doğrudan ulaşabilir,  'Şimdi Başvur' tuşuyla istediğiniz ilana başvuru yapabilirsiniz. Ve dahası istediğiniz pozisyonların olduğu şirketlere arkadaş listenizden 1 ya da 2. derece bağlantınız varsa bulabilir, gerekli gördüğünüzde bu bağlantıları kullanabilirsiniz.

Ücretsiz olan uygulamada Yenibiris.com ya da Linkedin özgeçmişlerinizi uygulamaya aktararak iş ilanlarını inceleyip başvurularınızı gerçekleştirebilirsiniz. Üstelik profil gizlilik ayarlarını kullanarak özgeçmiş bilgilerinizin ne kadarının gözükeceğine kendiniz karar verebilirsiniz. İnsankaynaklari.com sayesinde bağlantılarınız üzerinden profesyonel profillerinizi zenginleştirebilir, diğer sosyal ağlardaki bağlantılarınızı da davet edebilirsiniz.

Uygulamayı incelemek ve giriş yapmak için Facebook ile bağlan!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

7 Haziran 2012 Perşembe

HER BİTİŞ BİR BAŞLANGIÇ...


Ekim 2011’den beri blogumda pek çok şey paylaştım, bazıları doğrudan benim kariyer gelişimimle ilgiliydi. Bugün de bunu paylaşmazsam, bu benim için büyük bir eksiklik olacaktı.

Mart 2012’de büyük umutlarla başladığım işimden, dün, deneme sürem içinde ayrıldım. Ama biliyorum ki her bitiş bir başlangıç... Ve kurduğum hayaller hala cebimde. Yılmak yok, yürümeye devam...

3 Haziran 2012 Pazar

CÜZDAN İLE VİCDAN ARASINDAKİ İK FONKSİYONLARINDAN BİRİ: EĞİTİM


İnsan kaynaklarının fonksiyonlarını yerine getirirken çoğu zaman ister istemez vicdan ile cüzdan arasında kalmak söz konusu olur. Üst yönetimle çalışan arasında, bütçe ile yapmak istedikleriniz arasında ince bir çizgi üzerinde dikkatle yürümeye çalışmaktır İnsan Kaynakları çalışanı olmak bir açıdan da.

Bu yüzden Kariyer dergisinin Haziran sayısında yer alan haberi okuduğumda hiç şaşırmadım. Türkiye’de de dünyada da durum aynı demek ki. “Bütçede İlk Eğitimden Kısılıyor” başlıklı haber şöyle:

“İşverenler eğitim alanındaki harcamaları kısmak için eski eğitim yöntemlerine başvuruyor. Öğrenme ve kişisel gelişim harcamalarında kısıtlama yapmak isteyen firmalar, tecrübeli elemanların verdiği seminerler, grup toplantılar, konuk konuşmacılar, web bazlı eğitimler, iç iletişim ve kitaplar gibi eski usul eğitimlere geri dönüyor. XpertHR araştırmasına göre Avrupa ve Asya genelinde her üç işverenden ikisi, yaklaşık yüzde 51’lik bir oran, eğitim alanındaki masraflarını kısma yoluna gidiyor. Bu rakamın yüzde 80’i de kısıtlamayı daha informal eğitim yöntemlerini uygulayarak yapıyor. Yüzde 73’lük bir oran iş ortaklığında bulunduğu firmalarla birlikte yöneticilerin ortaklaşa verdiği eğitimlere başvuruyor. Eğitimlerin içeriğinde ise, daha çok iş analizlerine ağırlık veriyor.Araştırmanın ilginç sorunu ise, bu uygulamayı yapan pek çok firmanın eğitimlerden aldıkları sonuçlardan son derece memnun olmaları. Sadece yüzde 13’lük bir oran eski yöntemlerle verilen eğitimlerin etkinliği azalttığını düşünüyor. www.personeltoday.com”
 

31 Mayıs 2012 Perşembe

SEN LİSA SİMPSON’SIN!

Hani bir ilhama ihtiyaç duyduğunuz anlar vardır, kendinize güveninizi yitirmek üzere olduğunuz, bir motivasyon kaynağının eksikliğini hissettiğiniz anlar... Motivasyona ihtiyacı olanlar için Nil Karaibrahimgil’den geliyor: “Kendini yalnız hissettiğinde, güvenebileceğin kimsen olmadığını düşündüğünde bilmen gereken tek şey...”
“İnsan hiç çizgi film seyrederken ağlar mı? Ben ağlamıştım. Dogville’i seyrettikten sonra da olan şey olmuş, ruhumda ‘elde var bir’ olmuş, yanaklarımdan bir şeyler taşmıştı. Mutluluk gözyaşı değil, acıdan da değil, anlama gözyaşıydı. Ya da hayatla ilgili bilip de unuttuğun bir şeyi derinden hatırlama gözyaşı. Bazı nadir anlarda kendini torununmuş gibi dizine oturtup bir şeyler anlatırsın ya. 

Daha konuşmayı becerememiş küçük bir varlığa, kulak dolgunluğu olsun diye, ağır bir bilgi yüklemek gibi mi yani? Sanki. Peki bir gelgitin iç denizlerde yarattığı yükselme sonrası gözlerden taşan suya ağlamak mı demeli? Belki.

Benim o günkü gelgitim ‘The Simpsons’da olmuştu işte.
***
Aynen de şöyle olmuştu: Evin küçük kızı Lisa güneşli bir Springfield sabahı okula gelir. Öğretmeni gitmiş, yerine bir yedek öğretmen gelmiştir. Kovboy şapkalı bu garip adamın adı Mr. Bergstrom’dur ve diğer öğretmenlere benzemez.

İşi hafızayla değil motivasyonladır. Küçücük çocuklara ‘herkes kendini en güçlü hissettiği şeyi bir kağıda yazsın’ gibi egzersizler yaptırır. Bu dilini uzatıp burnunun ucuna değdirme bile olsa önemli değildir. En iyi yaptığın şey neyse nedir. Bizim Lisa’nın ‘en iyi’si saksafon çalmaktır. Bu adam ona bir gün büyük bir müzisyen olacağını söyler. Lisa Simpson bir yetenektir. Bu yeteneği, onu istediği yere taşıyacak, müziğini bir gün dünya dinleyecektir. 

Lisa elinde olmadan bu adama aşık olur. Hatta emin olur. Dünyada ondan başkasına ihtiyacı yoktur. Bilgisini eğlenceye ve motivasyona çevirebilen bu adam Lisa’nın varlığına tercüman olmuştur.
***

Lisa öğretmenini çaya davet etmek için annesini ikna eder. Bu haberin heyecanıyla okula koşup sınıftan içeri bir girer ki ne görsün: Eski öğretmen geri dönmüş!

‘Peki o nerde?’ diye sorar. Mr. Bergstrom tren istasyonunda başkente gitmek üzeredir. Springfield’daki görevi sona ermiş başka bir okuldan çağırılmıştır. Lisa hemen tren istasyonuna koşar. Mr. Bergstrom tam trene binmek üzereyken Lisa seslenir: 

Mr. Bergstrom, Mr. Bergstrom!

Ve Lisa’nın bir tren istastonunda, benimse evimdeki koltukta gözyaşları içinde yaşadığımız diyalog başlar:

Lisa: Mr. Bergstrom gidemezsiniz. Siz bugüne kadar bize gelmiş en iyi öğretmensiniz.

Mr. Bergstrom
(diz çöker, Lisa’yla aynı boya gelir): Yedek öğretmenlerin hayatı böyledir işte. O bir hilekardır. Bugün beden eğitimi için şort giyer. Yarın Fransızca konuşur ya da testere kullanmayı biliyormuş gibi yapar. Tanrı bilir başka neler...

Lisa:
...sizi çok özleyeceğim.
Mr. Bergstrom (cebinden çıkardığı bir kağıt parçasına bir şey yazar ve Lisa’ya uzatır): Al bunu, kendini yalnız hissettiğinde, güvenebileceğin kimsen olmadığını düşündüğünde bilmen gereken tek şey budur.

Lisa (henüz okumaz, kağıdı avucunda sıkı sıkı tutar): Teşekkür ederim.

Anons: Herkes binsin.

Lisa (tek ayağı trenin merdiveninde binmek üzere olan Mr. Bergstrom’a): Demek buraya kadarmış. Sakıncası yoksa sizi hayatımdan söküp çıkaran trenin yanından koşmak istiyorum...

Mr. Bergstrom (Lisa trenin yanından koşarken pencereden bağırır): Hoşçakal Lisa tatlım. Ben başımın çaresine bakarım. Sen sadece notu oku.

Ve Lisa gözyaşları içinde okur notu:
 
Sen Lisa Simpson’sın.”

Yazının orjinaline “Nil’in Kelebekleri” isimli kitaptan ya da Hürriyet Gazetesinin arşivinden ulaşabilirsiniz. Çizgi filmin bahsedilen sahneleri ise aşağıdaki videoda mevcut. Kendiniz olmanın önemini hatırlamanız için.



Original Video - More videos at TinyPic

19 Mayıs 2012 Cumartesi

YARATICI BİR İŞ İLANI: FAST COMPANY

Sosyal ağların sevdiğim yanlarından biri, bazen ilgimi çekebilecek paylaşımlara rastlıyor olmam. Az önce twitterda Kariyer.net’in Genel Müdürü Yusuf Azoz da bir ilan paylaşmış. Oldukça yaratıcı bir tasarıma sahip olan ilana ben de blogumda yer vermek istedim.
Not-1: Fast Company ABD’de yayınlanan bir iş dünyası dergisi. İnternet Sitesi'nden 2012 iş dünyasının en yaratıcı 100 ismine ve çok daha fazlasına ulaşabilirsiniz.

Not-2: Bu güzel günde hepimizin Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı da kutlamadan geçemeyeceğim. :)