17 Eylül 2017 Pazar

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı

Bu (bir) kitap için bundan daha anlamlı bir isim olamazdı sanırım. Yaz tatilinin bitip sıkı çalışmanın zamanının geldiğini yüzümüze vuran bu Eylül günlerinde çalışmanın bir parça haz ile birlikte bir nebze de sıkıntı içerdiğini hiçbirimiz inkar edemeyiz.


Günlük yaşamın filozofu olarak nitelendirilen Alain de Botton, bu kitabında, kargo gemisi gözlemcilerinden aldığı ilhamdan yola çıkarak farklı çalışma ortamlarında farklı işler yapan insanları gözlemlemiş.

Bir lojistik merkezinden, bisküvi fabrikasına, kariyer danışmanlığından, Japonya'nın ilk uydu TV istasyonunun kuruluşuna,bir ağacı resmeden ressamdan, pilonların peşindeki bir aktarım mühendisinin yanına, oradan "sayısal iğne oyaları" ile uğraşan muhasebecilere, girişimcilik fuarına, bir havacılık sergisine gidiyor.

Bu yolculukları sırasında da modern yaşamımıza dair tespitlerde bulunuyor. Örneğin, bisküvi bugün artık aşçılığın değil psikolojinin bir dalı olabilir mi? Ya da bisküvi yapmak gibi anlamlı bir işin bu işle ilgili olduğu bile belirsiz ufak bir parçasında rol oynayan kişi çalışma yaşamında bu anlamı nasıl bulacaktır? Çalışma yaşamı nasıl olup da çalışmanın kölelere ve hayvanlara mahsus olduğu düşüncesinden finansal zorunluluğun yokluğunda bile çalışmamız gerektiğini düşünen nesillere doğru evrilmiştir? 

Ve kitabın son paragrafı ana fikri özetler niteliktedir:

İşimiz hiç olmazsa bizim aklımızı başka yere çeker, bize mükemmellik umutlarımızı yeşerteceğimiz harika bir sabun köpüğü sağlar, ölçüsüz endişelerimizi nispeten daha küçük çaplı ve başarılabilir birkaç amaca yoğunlaştırır, bize bir üstünlük duygusu verir, saygıdeğer bir şekilde yorar bizi, masaya yemek koyar. Bizi daha büyük dertlerden uzak tutar.

13 Mayıs 2017 Cumartesi

İnsan Kaynakları 4.0

Bir Çin atasözü der ki:

”Endişe kuşlarının başının üzerinde dönmesini engelleyemezsin.Ama saçlarına yuva kurmasını engelleyebilirsin”

Şimdi endişelerden uzaklaşma ve teknolojinin güzelliklerini yaşayacağımız pozitif geleceğe odaklanma zamanı.
Geleceği bugünden tasarlamak ise hepimizin sorumluluğu...


11-12 Mayıs tarihlerinde  Peryön Güney Marmara'nın düzenlemiş olduğu 15. İnsan Yönetimi Zirvesi Bursa Merinos'ta Endüstr İK 4.0/İnsan Kaynakları 4.0  teması ile gerçekleşti. Etkinliğin ikinci gününe katılmak oldukça keyifliydi benim için. İşte benim kısa notlarım:

  • Konu oldukça merak uyandırıcıydı; Endüstrinin, İnsan Kaynaklarının geleceğin ne olacağı, yerimize robotların geçip geçemeyeceğini düşünürken etkinliğin Ledman gösterisiyle başlaması hepimizi kendimize getirdi.
  • Atlas Global'in sunumu, firmanın konumu itibariyle büyük önem taşısa da keşke ana konudan çok uzaklaşmasaydı dedirtti bana ve  özellikle genç izleyicilere.
  • Sürdürülebilirlik oturumunda Nike'den Caner Soytaş ile ve Siemens'ten Esra Kent'i dinledik. Mine Kılıç moderatörlüğünde geçen oturum; çevre, insan ve ekonomi bileşenleri ile doğal kaynakların sürdürülebilirliğini sağlamak için firmaların neler yapabileceği konusunda ilham vericiydi. Sürdürülebilirlik keşke hepimizin gündeminde ön sıralarda olabilse!
  • Koton, Shaya ve Vodafone "Yüksek Oktanlı Motivasyon" oturumunda biraraya geldi. Bana göre ortak noktaları; iç ve dış müşterilerini dinlemeleri, böylece yeni nesile uygun çalışma şekilleri ve ortamları sağlama çabalarıydı.
  • "Hukukçuların Gözünden: Dün, Bugün, Gelecek" başlıklı oturumda Erdem Özdemir ve Ömrüncegül İçöz Koyuncuoğlu doğum sonrası yarım süreli çalışma izni ve kişisel verilerin korunmasından bahsettiler. Anlatımları oldukça yalındı, hukuk gibi genelde ağdalı bir dil kullanılmasına alıştığımız bir disiplin hakkında bile anlaşılır bir şekilde bilgi verilebileceğini dinleyicilere gösterdiler.
  • Final oturumu Elio D'Anna'dandı. Elio D'Anna rahatlatıcı ses tonu ile bize içimizde ne yaşıyorsak dışımızda da onu bulacağımızı anlatırken kendi gücümüzü anımsattı. 
  • D'Anna soruları yanıtlarken izleyiciler arasında oturan ve sonradan kim olduğunu öğreneceğimiz Serra Erkoç arkasında oturanın konuşmasından rahatsız olmuş bir seyirci gibi söylenip ayağa kalktı. Herkes ne oluyor derken orkesra da salona girdi ve sahneye çıktılar. Serra Hanımın ve orkestranın gösterisi görülmeye değerdi.
Özetle, değişen sadece  içinde bulunduğumuz endüstriler,  çalışma şekillerimiz değil; konferansların, bilgi paylaşım platformlarının da yeni nesile, teknolojiye, düşünme şekillerimize paralel gelişmesi, değişmesi gerekiyor. Ne kadar bu değişimi dikkate alırsanız bu tarz organizasyonlar da o kadar başarılı oluyor. Peryön Güney Marmara'yı tüm çabaları için, özellikle de bu küçük değişimleri dikkate alıp bunlardan faydalandıkları için kutluyorum.


Nice zirvelerde buluşmak üzere:)
Hukukçuların Gözünden: Dün, Bugün, Gelece

15 Nisan 2017 Cumartesi

Ne Demek İş Hayatında Hobilerin Yeri Yok!

"Çok yoğun çalışıyorum, başımı kaşıyacak vaktim yok, tatil günlerinde bile telefonum susmuyor, bir türlü kafamdan işi atamıyorum" Bunlar günümüz çalışanının sıkça söylediği sözler. Hobiler ise dikkati bambaşka bir konuya yoğunlaştırmanın; işi gücü, her şeyi, kısa bir süre de olsa unutmanın; o meşhur akış halini yakalamanın en keyifli yolu. Hal böyle olunca iş hayatında hobilere yer vermek de kaçınılmaz oluyor. Hobiler desteklendiğinde stres ile başa çıkmak kolaylaşıyor, takım çalışması ve iletişim gelişiyor, aidiyet artıyor. 

Faurecia Otomotiv olarak biz de  Ozirun koşu grubumuz ve Oziband müzik grubumuz ile hobilere sahip çıkan şirketler arasında yer aldık. Ozirun sağlıklı yaşam yolunda hepimize örnek oldu, Oziband her yıl kutladığımız Faurecian Day'de sahneye çıkıp hepimizi coşturdu. 

13 Nisan 2017'de de Peryön desteğiyle Fark Yaratan İK Projeleri başlığı altında Borçelik'e misafir olduk. Borçelik'in hobi kulüpleri yardımıyla farklı kademelerde çalışanların sosyal ortamlarda bir arada mutlu ve motive şekilde bulunmalarını nasıl sağladığını dinledik. Trekkingden briçe, güvencin sevenlerden olta balıkçılığına, resimden yemeğe gönüllüler tarafından kurulan ve yönetilen hobi klüplerinin öykülerini dinledik ve İKcılar olarak çokça ilham aldık:)

Etkinliğin sonunda Bitki Yetiştiriciliği ve Seracılık kulübünün faaliyet gösterdiği serayı ziyaret ettik ve kendi terrariumlarımızı yaptık. Oldukça güzel geçen bu etkinlik için emek veren herkese tekrar teşekkürler :)





İş hayatında hobilerin yeri var diyenlerin artması dileğiyle:) 

Turuncu kalın=) 

25 Şubat 2017 Cumartesi

Yeteneğe "Dokun"duk!

21-22 Şubat tarihlerinde İstanbul Teknik Üniversitesi Kariyer Merkezi'nin düzenlediği"Touch the Talent/Yeteneğe Dokun" temalı İTÜ Kariyer Zirvesi 2017 (İKZ)'ne katıldık. Öğrencilerle birlikte olmak her zaman çok güzel ama beni en çok öğrenci kulüplerinden gençlerin çabaları etkiledi. Planlamaları, takım çalışmaları, disiplinleri, güler yüzleri, yardımseverlikleri ile bir harikaydılar. Bir kez de buradan İTÜ Kariyer Merkezinin ve bu şahane gençlerin emeklerine sağlık diyorum!



Önümüzdeki hafta da 1-2 Mart tarihlerinde Uludağ Üniversitesi Kariyer Uygulama ve Araştırma Merkezi (KARMER)'nin düzenlediği Kariyer Fuar'ında olacağız. Gençlerin enerjisinin bitmemesini diliyorum.

Nice etkinliklerde görüşmek dileğiyle :)

Turuncu Günler!

29 Ocak 2017 Pazar

İK Serzenişte!

İşte size bir sır! Biz ne zaman bir kaç meslektaş bir araya gelsek, konu dönüp dolaşır başkaları tarafından (ki  bu başkaları mutluluğu için çalıştığımız çalışma arkadaşlarımızdan başkası değildir) anlaşılmadığımıza, yaptıklarımızın fark edilmemesine, değer bulmak yerine eleştiriliyor olmanın yaşattığı hislere gelir. Her birimizin bu konuyla ilgili sayısız örneği vardır: Uğraşır didinir bir organizasyon yaparsınız, ne yoksa o istenir. Eğitimler düzenlersiniz, tenezzül edilerek katılınır. Performansa, kariyer görüşmelerine, oryantasyona katılım beklersiniz, illa çaba göstermeniz, ikna etmeniz gerekir.  Yöneticilere tüm sınırları zorlayıp bir yan hak tanımlarsınız, ama birilerinin gözü diğer firmadakine kayar; komşunun tavuğu komşuya kaz görünür. Ücret artışında, primlerde, ödüllendirmelerde bütçe kısıtına rağmen en iyisini yapmaya zorlarsınız tüm tarafları, sonuçta hiç kimseyi memnun edemezsiniz. Yapılmayan, şikayetçi olunan herşeyin muhattabı olduğunuz zamanlar olur, iyi olur Allah'tan, kötü olur İK'dandır.  En kötüsü de günün sonunda, İnsan Kaynakları denilince akla gelen, üretimden/ana iş kolundan uzak olan, ne yaptığı kimsece belli olmayandır.

İnsan Kaynakları alanına adım attıktan minimum bir yıl sonra bu sırrı kavrarsınız: Ne yaparsanız yapın herkesi memnun edemeyeceksinizdir. Ancak unutmamanız gereken şudur ki, siz de insansınız ve bu gerçeği ne kadar bilseniz de; zaman zaman size "bu kadar da olmaz!" dedirtecek durumlar yaşayacaksınız. İşte o anlarda sizin de motivasyonunuz düşecek, belki "artık bu insanlara hiçbir şey yapmayacağım" diyeceksiniz. Ancak bir kere seçtiyseniz bu mesleği ya bu deveyi güdecek, ya bu diyardan gideceksiniz. Üstelik sizi motive edecek bir İnsan Kaynakları Departmanı da olmadığından, kendinizi toparlayıp ayağa kalmak, insanlara tekrar sevgiyle bakmak ve öz veriyle çalışmaya devam etmek yine size düşecektir. Tekrar kendinizi motive edip objektif duruşunu bozmamak bu işin gizli formülüdür. Kabul ediyorum kendi içinde çelişkidir: Mesela çok isteseniz de o çok sevdiğiniz çalışanın arkadaşını -eğer o iş için en uygun aday o değilse- işe alamazsınız. Ya da patrona yaranayım derken çalışanın maliyetlerini düşüremezsiniz, çok isteseniz de bütçenin üzerinde herhangi bir ödemeyi çalışana iletemezsiniz. Böyle durumlarda tek dostunuz vicdanınız ve iyi niyetinizdir. Yapmaya çalıştığınız malumdur: elinizden geldiğince, objektif ve adil olmak, mutlu etme niyetiyle yola çıkmak ve asla yılmamak.

Şimdi pek sevgili çalışma arkadaşım sana gelince...Bil ki biz de senin gibi çalıştığımız yerlerin sözleşmeli işçileriyiz. Elimizden geldiğince çaba gösteriyoruz senin için. Öyle her yaptığımıza minnet, teşekkür, şükür falan da beklemiyoruz, gördüğün üzere yıllar içinde kendimizi motive etmeyi gayet iyi çözdük. Ancak zaman zaman bizim de insan olduğumuzu görsen fena olmaz hani! Yapılan uygulamaları fark etsen mesela, birileri senin için çalışıyor bunu bilsen. Bu bölümün amacının gereksiz prosedür yaratmak değil, senin yararın için olan sistem ve uygulamaları yönetmek olduğunu azıcık görebilsen. Yöneticiysen ekibinden birinin sevineceği türden bir şey olduğunda ben yaptım ben hallettim; hoşuna gitmeyen bir durum varsa İK öyle yaptı demesen. Birlikte rayına sokmaya çalışsak şu zorlu iş hayatını, hep kol kola olsak, birbirimize destek olsak..Ne dersin daha güzel olmaz mı?

Çünkü biz sadece seni değil çalıştığımız yerdeki herkesi düşünmek durumundayız. Biliyoruz ki hepimiz farklıyız ve zaten farklıyken güzeliz. İKcıların sırrını açığa vurduğuma ya da bu serzenişime kızmayın sakın. İKcı olsam da ben de insanım:) Bu mesleği her tür çelişkisine rağmen yine de  çok seviyorum. Hatta yıllar önce okuduğum bir kitabın adı gibi "Sakıncası Yoksa Hepinizi Çok Seviyorum*"

*Özgür Özgülgül'ün 2001 basımlı mizahi kitabı.

14 Ocak 2017 Cumartesi

İş'te Beyniniz!

Beynimizin ilginç yapısıyla bizleri nasıl yönettiğini yakından görmüş biri olarak son yıllarda iş hayatına nöropsikolojik açıdan bakan çalışmaları büyük ilgi ile karşılıyorum. Kariyerini danışmanlık ve liderlik alanında sürdüren David Rock tarafından yazılan İş'te Beyniniz isimli kitap da beynimizi tanıyıp iş performansını artırmayı vaat edince bakalım neler diyor diye merak edip bu kitabı okumam kaçınılmaz oldu.
Kitap "problemler ve kararlar", "baskı altında istifini bozmama", "başkalarıyla işbirliği" ve "değişime şans tanı başlıkları altında topladığı konuları, evli çocuklu ve iş hayatının içinde aktif yer alan çiftimiz Paul ve Emily üzerinden anlatıyor. Her bir konu, Paul ve Emily'nin hepimizin iş-ev hayatında yaşadığı durumlara benzeyen kısa hikayeleri ile başlıyor. Ardından beynimizin hangi niteliklerinin ya da bölümlerinin bizleri bu davranışlara yönettiğini ve bu durumlarla nasıl başa çıkılabileceğimizi öğreniyoruz. Sonunda ise sağlama başlığı altında beyninin farkında ve beynini yönetebilen Paul ve Emily'nin aynı durumda nasıl davranacağını okuyoruz. Her bölümün sonunda o bölümün özeti niteliğindeki beyinle ilgili sürprizleri ve denenecek bazı şeyleri buluyoruz.

David Rock beynimizi bir sahneye benzetiyor ve bir seferde kısıtlı sayıda aktörü sahneye çıkarabileceğimizi vurguluyor. Pek çok işi bir arada yapmaya çalışmaya alışmış, ancak sonunda elini kolunu anlamsızca bir yere çarpan ikizler burcu bir kişilik olduğumdan bu bilgiyi sahnemde tutmam iyi olacaktır sanırım:)

Kitap odaklanmamız gereken işlerimiz olduğunda e-postalara cevap vermeyi durdurmamızı, telefonumuzu kapatmamızı ve tamamen odaklanmamızı söylüyor. Hangimiz bir toplantı sırasında e-postalardan birine cevap verince ardı arkasının kesilmediğine şahit olmadı ki! Kitaptaki ifadeyle söylersek;

  • "Her zaman açık"olmak (diğerleriyle teknoloji vasıtasıyla bağlantılı olmak) IQ' nuzu bir gecelik uykuyu atlamak kadar ciddi oranda azaltabilir!
Bugün artık beynimizin çalışmak için glikoza olduğu gibi uygun düzeydeki nörokimyasallara da (norepinefrin, dopamin, adrelanin, oksitosin ve seratonin gibi) ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Stresimizi bu nörokimyasallarla barışık bir şekilde optimum seviyede tutmamız gerekiyor. Üstelik daha yaratıcı olmak için bazen ortamdan uzaklaşmamız, deyim yerindeyse kafamızı dağıtmamız gerekebiliyor.

Öte yandan beynimiz tehlikeyi (uzak tepkiyi) minimize edip ödülü (yakın tepkiyi) maksimize etmeye çalışıyor. Üstelik uzak tepki, ileri tepkiden daha güçlü, hızlı ve daha uzun vadeli. Şimdi gel de yönet bu beyini!

Kitabın son bölümleri sosyal yaşam içindeki insanı ele alıyor. Belirsizliğin ya da netliğin, özerkliğin ya da kısıtlı hissetmenin, beklentilerimizin, güven ve sosyalleşme ihtiyacımızın, adalet ve statü hissinin beynimizi ve ilişkilerimizi nasıl etkilediğini vurguluyor; başkalarının odağını değişime kaydırmanın yollarını arıyor:

  • İnsanların dikkatini, hayata geçirmek istediğiniz belirli devrelere odaklamak için çözüm odaklı sorular kullanma pratiği yapın.

Madem ki gelişimin ve değişimin ilk noktası kendimiziz ve madem ki beynimiz bizi farkında olsak da olmasak da bizleri yönlendiriyor, neden onu daha iyi tanımaya çalışıp farkındalığımızı artırmayalım ki. Belki de gerçekten işte ve ilişkilerimizde sevgili beynimizden yardım almak mümkündür, ne dersiniz?


31 Aralık 2016 Cumartesi

Mutlu Yıllar!

Yeni yılın hoşgörü, barış ve sevgi getirmesini diliyorum. Çünkü bir insanı sevmekle başlayacak herşey...Mutlu yıllar!

8 Aralık 2016 Perşembe

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama

Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

haydar-colakoglu

YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor. 

haydar-colakoglu-teb-genel-mudur

Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;

“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.

YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir. 

Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.

haydar-colakoglu-yolo-turkiye

Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.

Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”

GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

19 Kasım 2016 Cumartesi

Dikkat! Bu Blog Blogger Etiklerine Uyuyor!


İnsan Kaynakları Bloggerlarının güçlerini birleştirmesinin akabinde Ahmet Eryılmaz'ın liderliğinde ve pek çok kıymetli bloggerın desteğiyle blogger etiklerimiz belirlendi. Yayınlamakta biraz geciksem de Turuncu İK'nın Blogger etiklerine uyduğunu taahhüt etmekten mutluluk duyarım.

Etik Nedir?
Ethikos =>ethos => custom =>örf, gelenek=>kişisel, gruba ait, mesleki olan/olmayan ahlak ilkeleri => sürdürmeyi kendimize taahhüt ettiğimiz temel davranış ilkeleri
Meslek ilkelerine örnekler:
  • Hakimlerin, belirli bir hısımlık derecesindeki yakınlarının davalarına bakamamaları
  • Avukatlık kanununa göre avukatların yapabileceği ve yapamayacağı ek işler
  • Eğitmenlik yapılan kurumlardan head hunter’lık yapılmaması
  • Aynı sektörde rakip iki firmaya eşzamanlı danışmanlık yapmamak
Blogger Etikleri:
  • Özgürlük: Düşünce, üslup ve içerik özgürlüğüne saygı duyarız.
  • Dürüstlük: Alıntıları ve esinlenmeleri belirtiriz.
  • Bağımsızlık: Blogger'lıktan çıkar gözetmeyiz.
  • Nesnellik: Eleştirilerimizi gerekçeli ve tarafsız yaparız.
  • Saygı: Cinsiyet, yaş, etnik köken, din, mezhep gibi farklılıkları zenginlik olarak görür, değer veririz.
  • Yenilikçilik: Yenilikleri araştırır, öğrenir, geliştirir ve paylaşırız. 

24 Ekim 2016 Pazartesi

İK Bloggerları Güçlerini Birleştirirse...

Geçtiğimiz cumartesi İnsan Kaynakları bloggerları olarak Bereket Döner sponsorluğunda biraraya geldik. Hem keyifli hem de oldukça “bereketli” geçen etkinlikte İK bloggerlarının, İK profesyonellerinin, öğrencilerin, iş hayatına yeni girmiş mezunların, iş arayanların, restorancılık sektöründe akademi kurmanın ihtiyaç ve zorluklarını konuştuk. Bu konularla ilgili bilgi ve fikir alışverişinde bulunduk, farklı sorunlara çözüm ararken empati kurduk, tartıştık, çözüm önerileri sunduk, fikirler uçuşturduk, projeler ürettik. En güzel tarafı da birlikte olduğumuzda, güçlerimizi birleştirdiğimizde neler üretebileceğimizi keşfettik.

Hepimiz için dolu dolu geçtiğine inandığım etkinliğin pek çok güzel projenin ilk adımı oluşturacağını umuyorum. Bir güzel başlangıcı da İK Bloggerları Etik ve Politikalarını belirleyerek yapıyoruz. Detaylarına İKDABLOG’ dan ulaşabileceğiniz belirleme süreci, tüm insan kaynakları blog yazarlarının katkılarını bekliyor:)

İnsan Kaynakları Bloggerları beyin fırtınasındaki özenli organizasyonları ve destekleri için İKdablog’un sahibi Melis Varan Tiftikçi’ye ve Bereket Döner’e  sonsuz teşekkürler…